Interview / Röportaj : Tasarım 273

Dergi ile ilgili
daha fazla bilgi için
Tasarım Dergisi

 

  1. Kendinizi konumlandırdığınız noktalardan biri ‘disiplinlerarası çalışma’; aslında bunu çalışmalarınızda da görüyoruz. Bu durum farklı disiplinlerden insanlarla çalışmayı da beraberinde getiriyor; aynı dili konuşabilme, iletişim kurabilmeyi nasıl başarıyorsunuz?

Tasarımı görsel iletişim dili olarak ele alırsak şayet, tasarım felsefesini öğrenmeye başlamış bir kişi için farklı disiplinden farklı insanlarla ortak çalışmanın içerisinde bulunmak, hem daha çok pratik yapıp seri sonuca gitme becerisi, hem de bir dili daha derinlemesine anlama kabiliyeti kazandırıyor. İlk okunduğu zaman biraz karışık bir cümle gibi duruyor, farkındayım. Bunu iki kelime ile özetleyebiliriz aslında: “Design Crossing” (tasarımda çaprazlama diye Türkçeye çevirebiliriz.) Bu tanımı ilk defa öğrencilik yıllarımda Tom Kelly’nin yazdığı “10 İnovasyon Emri” kitabında görmüştüm, benim kendi tasarım felsefeme ne kadar yakın olduğunu farkedip, üzerine çok okuyup çok deneme yapma fırsatı buldum. Bu yüzden de kendi firmamızı tanıtırken anahtar kelimelerimizden birini ‘disipliner arası’ olarak seçtik. Çünkü bugün tasarladığınız bir kullanıcı elektroniği cihazındaki detayı, yarın otomotivde, deri ürünler de hatta iki boyutlu bir grafik tasarımda işinize yaraması çok muhtemel. Kanımca katma değeri olan ürünler de bu sayede hayata geçiyor.

Bir önemli kritik nokta da, aslında grup çalışmalarındaki ‘frekans’ tır. Hatta  takım çalışması eşittir frekans diyebilirim. Sizden beklenen iş konusunda yeterli teknik donanım ve becerilere sahip olsanız dahi, bazen projelerin gidişatı, süreç ve biten final üründe sıkıntı yaşanabiliyor. Bunun da en büyük nedeni müşteri ile ayni frekansta konuşmamanız ve doğal olarak beklentileriniz ortak noktada buluşamamasıdır. Aynı frekanstaki kişileri nasıl bulabileceksiniz peki? Tecrübeyle. Adım adım.

  1. İTÜ Teknokent içinde İTÜ Çekirdek’de tasarım mentörlüğü de yapıyorsunuz. Teknokentler neden böyle bir mentöre ihtiyaç duyarlar?

Evet, bir süredir İTÜ Teknokent içerisinde bulunan kuluçka merkezi İTÜ Çekirdek’te tasarım mentörlüğü yapıyorum. Aslında görevimde Startup’ların (yeni kurulmuş firmaların) büyüme ihtimallerini göz önüne alarak nasıl bir alt yapı üstüne tasarım dillerini inşa edebileceklerini tartışıyoruz. Bazen de üretim yöntemleri ve süreçleri hakkında konuşuyoruz. Aslında biraz da gelen firma temsilcisinin istek ve yönlendirmelerine göre şekilleniyor görüşmeler.

Teknokent ile ilk tanışmam da ilginçtir. İTÜ’de öğrencilik yıllarımda bir grup mühendis öğrencisinin Türkiye’nin ilk hidrojenle çalışan teknesi , “Martı”nın ekibine katılmamla başladı süreç. Proje başarıyla sonuçlandıktan sonra ekipte bulunan öğrencilerinin bir kısmında (ben de dahil) girişimcilik tutkusu oluşmaya başladı. Daha sonrasında tutkuyu teşvik ederek aynı ekibin bir kısmı ile – Önce NETA sonra TVY Marine olarak – 2012 yılı Arı Çekirdek (İTÜ Çekirdek’İn eski adı)’te geliştirdiğimiz hibrit tekne SeaCat projesini geliştirdik ve o yıl üçüncü olarak hem İTÜ Çekirdek’i ve hem de Startup’ları daha yakından gözlemleme fırsatı buldum.

Bütün süreç gönüllülük esasına dayalı bir maddi beklentisi yok ama alanında bir şeyler yapmaya çalışan ve yolda adım atan insanlarla projeleri hakkında konuşmak ve geleceklerini tartışmak gerçekten ilham verici. Tabiki toplantılar sırasında bilgi verdiğim kadar da alıyorum. Bu da çok büyük bir keyif benim için.

Neden böyle bir mentöre ihtiyaç duyar sorusuna gelince, ne kadar tasarımın ülkedeki değerinin azlığından yakınsak da  firmalar artık tasarımcısız bir şekilde görsel ve deneyim katma değeri olmayan ürünler üretemeyeceklerini anlıyorlar.

 

  1. Girişimciler, mentörlük için size nasıl geliyorlar? Nasıl gelmeliler? Ayrıca tabi bir girişimde çalışan tasarımcı ile tasarım mentörü arasında nasıl bir işleyiş olmalı? 

Mentörlük başvurusu iki şekilde gerçekleştiriliyor. Birincisi mentörlük talebinde bulunan firmalar İTÜ Çekirdek ekibine eksik olduğunu hissettikleri konu hakkında başvuruyorlar ve uygun mentörle eşleşmeyi bekliyorlar. İkincisi de uygulama yardımıyla mentörler boş saatlerini işaretleyip ‘slot’ açıyor ve ilgilenen girişimciler o zaman aralığına rezervasyon yapıyorlar.

Genel itibariyle dışarıdan destek alınan tasarım işi ile  ve şirket içindeki tasarım işleri birbirinden oldukça farklı. Bugün mevcut büyük firmalarda dahi zaman zaman dışarıdan tasarım hizmeti alıp büyük tasarım ofislerinden kreasyonlar, ürün grupları tasarlamasını istiyorlar. Bu çok alışılmadık durum değil. Şirket vizyonunu değiştirmek geliştirmek istiyorlar. Şirket dışı bir insanın veya grubun farklı bir dokunuşu diyebiliriz frimaya. Ama genel olarak startuplar özellikle kuluçka merkezlerinde 2-3 kişilik ekiplerle kuruluyor. Bu yüzden kendi içerilerinde ne tasarımcı, ne de tasarım odaklı düşünme eğitimi almış ekip arkadaşı bulunmuyor. Bu yüzden özellikle onlar için olmazsa olmaz bir durum.

 

  1. Tasarımcıların girişim ekosisteminde yeteri kadar var olmamalarının nedenleri nedir? Tasarımcı girişimcilere verebileceğiniz en kuvvetli öneri ne olurdu?

Bunun en önemli nedeni tasarımın hala bir iş kalemi olarak alınmaması diyebilirim. Durum böyle olunca girişimciler, yetkililer, iş sahipleri vb. ne yeterli zamanı ne de bütçeyi ayırmıyorlar. Bu noktada tasarımın ve tasarımcının layık olduğu değeri görmemesine neden oluyor.

Verebileceğim en önemli öneri ise bir girişimci olmak için yalnız bir konuda uzman olmanın yetmediği ve çok yönlü düşünmek ve harekete geçmek gerekliliğidir. Bu yüzden girişimcilerin, eksik olduklarını düşündükleri her konuda kendilerini geliştirmek ve eksiklerini kapatmak durumundadırlar.

 

  1. Sizce startup bünyesinde tasarımcı bulundurulması nasıl bir farklılaşma yaratır?

Endüstriyel Tasarım, Ar-ge ve inovasyonun temel taşlarından biri. Tasarım odaklı düşünmenin de firmalara ne kadar getirisi olduğu aşikar. Katma değerli ürünler yaratmak için firmaların artık bünyelerinde tasarımcı çalıştırmaları gerektirdiğini idrak etmeleri gerekiyor. Her daim tasarım işi olmayacak firmalarında serbest piyasadaki ofislerden destek alarak firmaların kendi markalarını, ürünlerini ve marka değerlerini arttırabileceklerini bilmeleri gerekiyor. İki kelimeyle özetlersem; “Tasarım eşittir katma değerdir.”

 

 

  1. Tasarımcı için girişimler ve kurumsal firmalar arasında ne gibi farklılıklar var? Bu noktada girişimlerin avantajları ve dezavantajları nedir?

Serbest piyasadaki bir tasarımcı olarak startuplara ve kurumsal firmalara tasarım yapmak arasında çok büyük bir fark var diyebilirim. Bunu bireysel deneyimlerime dayanarak ve gözlemlerim neticesinde söylüyorum. Karar verme yapıları, bütçeleri, zaman planlamaları, ürüne yaklaşımları birbirinden çok farklı. Bir örnek vermek gerekirse; kurumsal bir firmaya ürün tasarlarken mevcut ürün diline uygun ama aynı zamanda özgün bir ürün tasarlamaya çalışıyorsunuz ama startuplarda ürün dilini tamamen siz belirliyorsunuz, bu hem çok büyük bir sorumluluk hem de süreç içerisinde olabildiğine özgürlük sağlıyor tasarımcıya. Sanırım en büyük avantajı da budur. Dezavantajlarına gelince, ürünün tasarım süreci bir işin ihale ve yapılacağına dari onayından önce bitmesi gereken bir süreç olduğu için, küçük firmalarla çalışmak çoğu zaman büyük problemleri doğuruyor. Bunlardan en büyüğü, müşterinin tasarıma verecekleri bedelin değip değmeyeceğini öngörememeleri ve iş onayı alınmamışken ödeme yapmaya yanaşmak istememeleridir. Ama daha önce de belirttiğim gibi, tasarım bir katma değerdir ve kendi kişisel deneyimim; tasarımcısı olarak dahil olduğum özel projede sunumdaki bir eskizle ihaleyi aldığımız oldu. Grupta bir tasarımcı olmadan büyük ihtimal müşteriyi ikna edip ihaleyi alamayacakları ön görülürse, maddi yönden de firmalara getiri sağladığı su götürmez bir gerçek.
 
Röportaj: Beyza Yılmaz

 
Dergi ile ilgili daha fazla bilgi için Tasarım Dergisi